EDY

Edebiyat Dergisi
Yayınları

N. Pakdil
♦ Kitaplarımız
Baskısı Bulunanlar
Baskısı Tükenenler
♦ Nuri Pakdil
Nuri Pakdil
Bir Biyografi Denemesi
♦ Edebiyat Dergisi
Edebiyat Dergisi
Dergi Sayfalarından
Dizin (1969-1984)
♦ Edebiyat Dergisi Yayınları
E.D.Y. Hakkında
E.D.Y. Kataloğu
Tüm Kitaplar
♦ Değiniler/Seçilenler
Değiniler
Seçilenler
♦ Satış Noktaları
Kitapçılar
Online Satıcılar
♦ İletişim
İletişim Bilgileri
İletişim Formu
♦ Mesaj Panosu
Mesajları Oku-Oyla
Mesajını Ekle
 
İçerik Sorumlusu
İdris HAMZA
Internet İlk Yayım Tarihi
3 Kasım 2002
 
Benim yiğit, savaşçı, yılmaz sözcüklerim, ileri! (Bir Yazarın Notları, s. 56)

Değiniler

32 Kişi Online
15 Aralık 2017 Cuma 00:52:02

 

Sağ Mı Sol Mu

Melih Cevdet Anday

12423. Gösterim
Cumhuriyet Gazetesi, Olaylar Ve Görüşler, 7 Haziran 1974

Burada çıkan bir yazımda, İslâmcı genç ozan ve yazarların yayımladıkları “xEdebiyat” dergisinden ve kitaplardan söz etmiş, solcu genç ozanların deyişleri, biçemleri (üslupları) ile İslâmcı ozanların biçem ve deyişleri arasındaki benzerlik üzerinde durmuş, “Biçimi belirleyen özdür” sözünün, bunca yıl hiç bıkmadan söylene geldiği halde, pek de doğru çıkmadığını göstermek istemiştim. Ayrıca, yine o yazımda, sağcıların Batı düşmanlığı ile bir takım solcuların “Batı öykünmeciliği”, “kültür emperyalizmi” adları altında yürüttükleri karşı-Batıcılık savaşı arasındaki yön ya da yöntem beraberliğini ortaya koymuştum. Sağ ile sol, kimi noktalarda birleşiyor muydu? Konu iki yanından da açıklıkla ele alınsa, ortaya konsa, tartışılsa, yalnızca bu sorunun karşılığını bulmakla kalmayacaktık, daha başka sorunlarımız da aydınlığa kavuşacaktı. Üstelik öyle bir dönemde yazıyoruz ki, ortanın solunda bir parti ile, İslâmcı bir parti koalisyon hükümeti kuruyorlar, bu birleşmenin olabilirliğini kanıtlamak için ortaya kuramlar, kurallar atılıyor, bu arada sözgelişi, sağcılık ve solculuk terimlerinin anlamları üzerinde yeniden duruluyordu. Nitekim ben de o yazımda, karşıtlığın dinci görüş ile sol görüş arasında değil, burjuva kapitalist görüş ile sol görüş arasında olduğunu söyleyen yaygın kanıya yer vermiş, İslâmcı genç ozan ve yazarların, kendilerini niçin sağcı saydıklarını sormuş, durumu daha yakından öğrenebilmek istediğimi belirtmiştim.

Şimdi Edebiyat Dergisinin son sayısında, benim yukarda sözünü ettiğim yazıma yanıt olarak çıkan Değinmeler başlıklı bir yazıda, sorularımın ve sorunlarımın bir takımına açık karşılıklar buldum. Sayın Emin Ziyaioğlu, uzun yazısının önemli bir bölümünü, tartışma yöntemine ayırmış, kullanılan terimlere verilen anlamlarda birlik olup olmadığımızı araştırıyor, haklı olarak. Sözgelişi, “sağcı” ve “solcu” sözleri, Batılı bir bölümlemeye uygun olarak kullanılmaktadır önce, ekonomik bir yaklaşımla ayrılmaktadır sağ ile sol. “Oysa İslâma göre” diyor yazar “sağ ve sol ayrımı Batılı tasniften ayrılır. Hem niçin uysun? Nitekim Mutlak Kitabımızda, bu tasnif açıkça yapılmıştır. İslâmın önerdiği dünya görüşünün tüm ödünsüz bağlılarına diyoruz sağcı.”

Doğal Sonuç

Anlaşılıyor, değil mi? Biz istediğimiz kadar onları sağcı saymayalım, asıl karşıtlığın burjuva-kapitalist ve solcu anlayış arasında olduğunu söyleyelim, bizim bölümlememiz temelde Batılı olduğu için, onlara göre yanılmaktayız, bu yönde buluşmamıza olanak yoktur. Kur’an’a ödünsüz inanana “sağcı” derler. Sorun yalnızca İslâma tümden inanıp inanmama sorunudur. Ekonomik savaşım, sınıflaşma, kapitale dayalı sömürü gibi konular, Batı’dan alınmadır, öykünmeciliktir.

Sayın Emin Ziyaioğlu, İslâmcı yazarlarımızın Batıya karşı olmaları ile, solcu yazarların “Batı öykünmeciliği”nden ve “kültür emperyalizmi”nden yakınmaları arasında da bir yakınlık bulunmadığını ileri sürerken, ulusumuzun kültür emperyalizminden Batı öykünmeciliğinden yabancılaşmış duruma gelmesi ile sol düşüncenin ortaya çıkabildiğini söylüyor. “Batılılaşma, fideliği olmuştur solun Türkiye’de” diyor. Buyurun bakalım! Batının suratına bakmasaydık solculuk diye bir şey çıkmazdı bizde. Elbet sanayileşmek denilen şey de olmazdı, o olmayınca... Neyse sözü uzatmayalım, biz yine konumuza dönelim, onlara göre sol düşünce, özü gereği Batıcıdır, kültür emperyalizminin ürünüdür. Kültür emperyalizmi sözünü bir yana bırakırsak, hani yanlış da denemez buna. Sol düşünce Batılılaşmamıza, ilkel tarım üretimini yavaş yavaş bırakmamıza koşut olarak gelişmiştir ülkemizde. Sayın Ziyaioğlu, konuyu daha açıklığa kavuşturmak için şunları ekliyor sözlerine: “İslâmcı yazarlar, Müslüman oldukları için karşıdırlar Batıcılığa, tüm kültür emperyalizmine, ama solcular niçin karşı olsunlar Batıcılığa? Hem sonra Marksçılık da bir Batı ürünü değil mi? Türkiye’de İslâmın dünya görüşüne inanmadan karşı olunamaz Batıcılğa.” Bundan çıkan doğal sonuç, İslâmcı görüş Marksçılığa karşıdır.

Bizde Batıcılık, Batıya karşı çıkış, Batıyı anlayış, oldum bittim bir karmaşa içindedir. İstanbul’dan kaçan Jön Türkler Paris’te Jean Jaures’i görmeye gitmişler, ünlü politikacı onlara, Padişah’tan hangi düşüncede ayrıldıklarını sormuş, bizimkiler de, Padişah’ın Avrupa uygarlığı için “kokuşmuş” dediğini, oysa kendilerinin Batıcı ve uygarlıkçı olduklarını örnek olarak göstermişler, Jaures, “Ben de sizin Padişahınız gibi düşünüyorum” demiş Jön Türklere. Gerçekten öğretici bir konuşma bizim için, neden derseniz, bizim Batıyı görüşümüzle, Batının kendini eleştirisi arasında uzun zaman büyük bir ayırım olmuştur. Çünkü Batı bir karşıtlıklar uygarlığıdır; sözgelişi orada kilise ve kilise ile savaşım içinde doğmuş bilim, orada tanrısal güce dayanan despot rejimler ile halkçı özgürlük eylemi, orada kapitalist - burjuva güçle sosyalist savaşım gücü karşı karşıya bulunmuşlardır. Jaures’nin Padişahla aynı kanıda olması, bizim o sırada Avrupa’dan daha uygar olduğumuzu göstermez. Bütün sorun, Jön Türklerin hangi Batıyı aradıklarındadır.

İslâmcı Toplum

Gerçekten de Batı uygarlığı dünya üzerindeki heryerde benzer biçimde gelişmemiştir. Batıda despotluklarını sürdürmek için gerekçe bulan rejimler ve siyasal anlayışlar da vardır. Ama biz Batı deyince, orada kilise ile savaştan doğmuş bilimi, despotlukla çarpışan özgürlüğü, sömürücü düşünce ve düzenlere karşı ilerici anlayışları benimsiyoruz, bizim için emperyalist kültür diye bir şey olamaz. Çünkü o zaman tümümüzün İslâmcı görüş altında birleşmemiz ve Batıdan gelecek herşeye kapılarımızı kapamamız gerekir.

Sayın Ziyaioğlu’nun hakkı var, bizde Batıya tümden karşı koyan, onun uygarlığımıza ters düştüğünü dirençle söyleyen İslâmcı yazarlar olmuştur. Bu davranış onlara, hiç kuşkusuz, solculardan daha çok yaraşmaktadır. Şöyle diyor yazar: “Din deyince ne anlıyoruz? Din sözünden biz İslâmın dünya görüşünü oluşturan Mutlak Kitabın öğretisini anlıyoruz. İslâmcı yaklaşımla dini anlıyorsak, İslâmın dünya görüşüne uygun bir toplum kurmak istemenin solla ne ilgisi olabilir?”

Bunlar, düşlemelere, düşlere, kendi başımıza çözüm aramalara, birtakım sözcüklere yeni anlamlar bulmalara yer bırakmayacak denli açık seçik ve bilinçli sözler, üstelik kullandığımız dil de bir olduğu için karşılıklı söyleşme ve söylenen sözleri anlama kolaylaşıyor.

Bunları düşünür, yazarken aklım ikidebir koalisyona gidiyordu ister istemez; yanlış anlaşılmasın, karşıtlığın çözümünü o siyasal birleşimde aramağa kalkmış değilim. Siyasa alanı bir taktik ve ödün alanıdır, kişiler içinse taktik ve ödün düşünülemez, kendimizi ve başkalarını aldatmak olur bu. Gerçekten çok değerli bir düşün ve sanat adamı olan Sayın Ecevit ise, politik tutumun güncel gerekleri dışında da, şu yazımızda bir ucundan değindiğimiz konuyu boyuna eşeleme çabası içinde olmuştur. Söz gelişi şubat ayı içinde, bir gazeteye şöyle diyordu Ecevit:

“Son yüzyıllarda Türkiye’de, Türk toplumundaki statükoya çıkarları bağlı bulunanlar, her yeniliğe karşı direnmişlerdir ve bu dirençlerini de önlemek istedikleri yeniliklerin dinimize aykırı olduğu iddiasına dayandırmağa çalışmışlardır. Bir süre önceye kadar bu çabalarında oldukça başarı da sağlayabilmişlerdir. Bu başarının sonucu olarak da bazı ilerici aydınlar halkımızdaki din duyusunu ilericiliğe karşı, halk yararına, toplum yararına reformlara karşı bir engelmiş gibi görmeye başlamışlardır. Böylece aydınlarda ve geniş halk yığınlarında karşılıklı bir yanılgı, bir tarihi yanılgı yakın zamana kadar işlemiştir.”

Bana kalırsa sorunun pratik çözümünü, “Din ilerlemeye engeldir, değildir” biçiminde dinin özüne çevreli bir tartışmadan beklememeli, Sayın Ecevit’in parmak bastığı, dinin çıkarlara âlet edilmesi sorununu önlemenin çaresini bulmalıdır. Din duygusu, kullanılır bir duygu olmaktan çıkarılmalıdır. Yoksa yanılgıların arkası gelmez. Ama konu bununla da kapanmıyor: ülküleştirilmiş bir dinci anlayış, bir dünya görüşü, bir yaşama biçimi önerisi, bir devlet anlayışı olarak ortaya çıkarsa, buna karşı aynı gerekçe işe yarar mı?

 

 

TecnoWeb EDY © 2002 - 2016 Hata Bildirin | Yasal Uyarılar | eMail Kayıt | Mobil Cihazda Aç +90 532   291 7896