EDY

Edebiyat Dergisi
Yayınları

N. Pakdil
♦ Kitaplarımız
Baskısı Bulunanlar
Baskısı Tükenenler
♦ Nuri Pakdil
Nuri Pakdil
Bir Biyografi Denemesi
♦ Edebiyat Dergisi
Edebiyat Dergisi
Dergi Sayfalarından
Dizin (1969-1984)
♦ Edebiyat Dergisi Yayınları
E.D.Y. Hakkında
E.D.Y. Kataloğu
Tüm Kitaplar
♦ Değiniler/Seçilenler
Değiniler
Seçilenler
♦ Satış Noktaları
Kitapçılar
Online Satıcılar
♦ İletişim
İletişim Bilgileri
İletişim Formu
♦ Mesaj Panosu
Mesajları Oku-Oyla
Mesajını Ekle
 
İçerik Sorumlusu
İdris HAMZA
Internet İlk Yayım Tarihi
3 Kasım 2002
 
Yönelişlerin en ayrıcalıklısı, insanın kendi vicdanına doğru olanıdır. (OGD 3: Büyük Sorgu, s 41)

Seçilenler

64 Kişi Online
17 Ekim 2017 Salı 06:53:40

 

Nuri Pakdil'in Oyunlarında Trajik ve Reel Olanla Ülküsel Olanın Çatışması

Ali Göçer

3009. Gösterim
Yedi İklim Dergisi, Sayı: 58, Ocak 1995

Nuri Pakdil’in dille kurduğu ele avuca sığmaz bir dünyası vardır. Dış görünüşü sevimli, yaklaşımı cezbedici, dokuları yumuşak ama içeriği irkilten, kamçılayan adeta toprağı yara yara yol açan bir dil dünyasıdır bu. Dile, kentli, entellektüel, çağdaş ve yumuşak dokular yükleyerek sanatsal bir duyarlılıkla kurduğu dünya adeta şiir haline getirir O’nun denemelerini, Dilin kullanımıyla biçimlenip zengin bir çeşitlilik gösteren dünyası devinim halindedir sürekli. Nuri Pakdil’in cümlelerindeki, o sürekli yenilenen, devinim halindeki dünya, O’nun sıradışı, özgün kişiliğinin de bir yansıması olsa gerek. Özellikle ‘Bir Yazarın Notları’ndaki o çok boyutlu çağrışım ve anlam zenginliğiyle bezenmiş metinler O’nun özgün ve özgül yaşamının bir izdüşümüdür. Nuri Pakdil devingenliği sever, durağanlığı asla benimsemez. Belki bu yüzden O’nun denemeleri çok boyutludur. İlk bakışta yumuşacık, saran, okşayan ama yavaş yavaş insanın içine işleyen, sarsan bir yapıdadır. Her karşılaştığımızda başka anlamlar üretmemizi sağlar. Adeta yerinde duramayan bir devingenliktedir sözünü ettiğimiz metinler. Kuşkusuz ilk anda insanı şok eden yanları da yok değil.

Tıpkı denemeleri gibi oyunları da devingendir Nuri Pakdil’in. İlk okunduğunda ağır diyaloğlara dayalı repliklerin parçalanarak oyun kahramanlarının karşılıklı tamamladığı konusuz gibi gözüken ama pencere açıldıkça ardından yeni pencerelerin açıldığı, çağdaş insanın zihinsel sorunlarını, konumunu insanın varoluş gerçekliği doğrultusunda yorumlayan metinlerle karşılaşırız. Bir yüzünden baktığımızda reel yaşamdan kopuk neredeyse ütopik ya da fantastik kişilerin ağırbaşlı yaklaşımlarından kurulan bir dünya ile karşılaştığımızı sanırız. Oysa bir başka yandan yaklaştığımızda zihnimizdeki çatışmaların çözümlemeleriyle birlikte yaşam içindeki varlığının, çoğu zaman tanımlayamadığımız sıkıntıların ayrımına varırız.

Nuri Pakdil’in oyunlarındaki kişiler kirlenmemiş bir beynin ürünleridir. Kuşkusuz bu saptayım dolaysız olarak yazarıyla bağıntılı bir durumdur. Kirlenmemiş beyin ya da kirlenmemiş zihin cümlesini yineleyerek altını çizmek istiyorum. Çünkü, çağımızda kirlenmemiş bir zihin bulabilmek neredeyse olanaksız hale geldi. Bu yüzden O’nun oyunları bizim reel yaşamımızın dışında, bizden kopuk bir dünya gibidir ilk bakışta. Oysa diyologların arka planındaki fon diyebileceğimiz ve oyuna farklı bir mekan olarak giren ya da asıl, oyunun temel ögesini sayacağımız ‘Konum’ bizim reel yaşamımızın ta kendisini oluşturmaktadır. Bu bağlamda varoluşumuzu yeniden algılayabilmemiz ancak sözünü ettiğimiz fonun oluşturduğu sancıyı zihni düzlemde yaşamamıza bağlıdır. Bunun için ‘apansız’ olana açık bir düş gücüne sahip olmak gerekiyor. Gerçekte apansız bir dünya serer Nuri Pakdil önümüze. Bizi şaşırtır. Çünkü o dünya, içinde yaşadığımız ne ki, ayrımında olmadığımız bir dünyadır.

Şu gerçeği, özellikle vurguladıktan sonra, kire batmamış bir doğru olarak bir yana koyup öyle bakacağız Nuri Pakdil’in oyunlarına. O da şudur: Nuri Pakdil’de bazı şeyler ‘temel değişmez’ olarak vardır. Değişmezdir, gerçektir, onları öylece var olarak kabul edip bakış açımızı ona göre kurmamız grekmektedir. Bu saptayım Nuri Pakdil’in kişisel yaşamında da uzlaşmaz (uzlaşmacı olmama anlamında kullanıyorum) ödünsüz, kimlikli, kişilikli bir tavır adamı olma özelliğiyle de yakından bağıntılıdır. Nedir Nuri Pakdil’de ‘postula’ olan şey şudur: İnsan başlangıçta bir seçim yaparak, sorumluluğu üslenerek yeryüzüne gelmiştir. Öyleyse tüm yaşamımız seçimimiz doğrultusunda en ufak bir sapmaya uğramadan sürekli bu ayırdedici ilke doğrultusunda kendimizi yenileyip varoluşmamız ilkesine dayanmalıdır. Herkesin yeryüzünde görevi bellidir. İnanmış insanın görevi ise hiç durmadan inandığı doğrultuda eylem halinde olmasıdır: Kişilikli, tavırlı, ödünsüz. Bu bağlamda palyaço bile kişilikli ve tavırlıdır.

İnanmış insan varoluşunun ayrımındadır. Dünyaya yüce bir amaç için gelmiştir. Yeni bir öz aramasına, her an kendini yeniden tanımlamasına gerek yoktur. Yeryüzüne bir tanımla, görevle, sorumlulukla gelmiştir. Başlangıçta seçtiği ve onayladığı gerçeğe, yeniden ulaşma, kulluk bilinci içinde kendini, aslî kimliği doğrultusunda yeniden oluşturma, olgunlaştırma uğraşı vermelidir. Nuri Pakdil’in kahramanlarından, kendisini, kötülüğü yayma göreviyle bilinçli seçimini icra etmeye çalışan Palyaço’su bile bir varoluş belirsizliği içinde değildir. Bu açıdan O’nun oyunlarında sınırları belli bir dünya ile yanlış konumlandırılmış bir çağ gerçeğinin çatışması yaşanır. Bu çatışmayı sahne sanatı kurallarını zorlayarak tüm dilsel, görsel, işitsel, makansal olanakları sonuna kadar kullanır.

Nuri Pakdil oyunlarında dilin ötesine geçen bir anlatım biçiminin çarpıcı örneklerini de verir.

Dilin iletişim kurmadaki yetersizliği karşısında Nuri Pakdil kimi zaman bir kahraman olarak oyuna ışık ve müziği sokar. Klasik oyun anlayışında oyunun yan ögeleri olan ışık ve müzik Nuri Pakdil’in oyunlarında aslî ögeler olarak girer. Tekniğin, çağın ortak malı olduğu yaklaşımıyla özellikle uyumsuz tiyatroda sıkça karşılaştığımız uygulamaları çağdaş bir yönseme olarak oyunlarında kullanmaktan çekinmez Nuri Pakdil. Kuşku yok ki sanatsal kaygılarla oluşturulan yeni teknikler yeni biçimler çağın zorunlu hale getirdiği ve yaşadığımız ortamın koşullarından doğmaktadır. Zira oyunlarda etli canlı olan kişi kahramanların yanında başka öğelerin oyuna sokulması çağımız insanının içinde yaşadığı kaos ortamını vurgulamada ve sözünü ettiğimiz bu kaosla savaşımda etkili bir yönten olarak ortaya çıkmaktadır.

Nuri Pakdil’in kişileri birey olarak seçimini yapmış, yaptığı seçimin de ayrımında olan kişilerdir. Onların çatışmaları birey olarak kendi zihni, aklı ve vicdanıyla değil çevresiyle, yoğun baskı ve kuşatılmışlık altındaki konumlarıyladır daha çok.

Zaman zaman uyumsuz tiyatronun ortaya koyduğu anlatım olanaklarından yararlanan Nuri Pakdil’in oyun söylemi kendine özgü nitelikleriyle önemli farklılıklar arzeder. Burada en temel ve ayırıcı özellik uyumsuz tiyatronun ‘edilgin’ insan tipine karşın Nuri Pakdil’in oyunlarında seçim yapan, başlangıçta seçtiği doğrultuda yürüyen ve bunun biliçle ayrımında olan insan tipleri vardır. Bu noktada varoluşçu tiyatro ile seçim yapma noktasında parelellikler bulabiliriz. Ne ki dünyaya fırlatılmış, varoluşuna bir değer arayan, onu böyle bir özle anlamlandırmaya çalışan hatta böyle bir değer arayıp aramadığının bile ayrımında olmayan insanlara karşı Nuri Pakdil’de bilinçli bir kul vardır. Bu ister insan olsun isterse şeytanı temsil ettiğini varsaydığımız palyaço olsun.

Nuri Pakdil’in oyunlarında insanın güncel durumuyla evrensel konumu arasındaki çatışmayı açıkça görürüz. Oyunun kişileri çağdaş sarsıntıyı duymuş ve bu sarsıntı içinde bir çıkış yolu bulabilmiş ancak önlerine yığılan engelleri aşmaya, aştıkça da insanların önünü temizlemeyi amaç edinmiş kişilerdir. Ancak tüm olumsuzluğu üzerinde toplamış simsiyah bir fon vardır. Yaşadığımız çağın görünümüdür bu fon. Işıkla, müzikle, dekorla belirginleştirilmeye çalışılan bu fonun üzerinde oyun kişileri küçük ama aydınlık birer nokta gibi yol açmaya çalışmaktadırlar. Geleneksel tiyatroda ışık, müzik, dekor oyun kişilerinin davranışlarını, düşüncelerini, duygularını daha açıkça anlatmaya yardım ederken Nuri Pakdil’in oyunlarında daha çok karşılıkları ortaya çıkaran ve çatışmaya taraf olan ögelerdir.

Derin, karanlık, içi irin dolu ürkünç bir çukurda, boyun eğmek; karşı insaniliğe: YAŞADIĞIMIZ:

Vicdanları boğan karabasan, ıssızlık, korku: DUYULAN

İnsanların durmadan çürüdüğü, tükendiği: GÖRÜLEN

Çığlık, insan yiyen, ilişkileri öğüten çarkların sesi, kesik kesik ağıt, gecekondulardan yağan yoksul soluğu: İŞİTİLEN

CEHENNEEM: İNSANIN KONUMU, şimdi.

Nuri Pakdil ‘Bir Yazarın Notları’nda şöyle der: “Eti, kemiği, dışkısı, ahlakı, reddi, özlemi, ruhu bir havanda ezilerek bulamaç olup çıkmıştır: İnsanın konumu.”

Sanırım yazarın oyunlarına ilişkin yaklaşımlarımızda bu cümleyi anahtar olarak kullanabiliriz. Tüm oyunlarında irdelenen insanın konumudur da ondan. Oyunlar öteden beri alışageldiğimiz bir konu üstüne kurulmaz. Çünkü ‘konu yandı, insanın konumu çıktı ortaya’ Artık insanın yaşadığımız çağdaki çarpık konumuyla evrensel doğrular arasındaki amansız çatışma var gündemde. İşte oyunlarda diyalektik, bu çatışma üstüne kurulur. Bir adlandırma yapmak gerekirse Nuri Pakdil’in oyunlarda sergilediği yaklaşımına ‘ÜLKÜSEL GERÇEKÇİLİK’ denebilir. Çünkü oyun kahramanları yaşadıkları ortamın baskılarından alabildiğine kendilerini koruyabilen, kendi öz niteliklerine yakın davranan sıkıntılı ama kafası karışık değil, acı içinde ama umutsuz değil, zaman zaman yorgun ama dirençlidirler. Hepimiz adına tanıklık ederler yaşama. Bizler de aynı ortamda yaşıyoruz. Gözden kaçırdıklarımızı onların tanıklığıyla tanıyoruz. Oyunlarda kurulan, diyalektik kahramanların ülküsel bakış açılarıyla yaşadığımız ortamın reel karabasanıdır. Konum; insanın yaratılış gerçeğine aykırı düşen reel görüntüsüdür. Mekan, kaynayan katran kazanını andıran cehennemî bir kenttir. İnsanın konumuna da yansıtan bir görüntüdür bu. Bu görüntü karşısında oyun kişileri ve onların diyaloglarla ortaya koyduğu ülküsel duyarlılıkları var. Diyalektiğin geçmişine baktığımızda ister tarihsel olsun ister maddeci olsun olayla olayın, sınıfla sınıfın, düşünceyle düşüncenin sav, karşı-sav mantığı içinde oluştuğunu göreceğiz. Oysa oyunlarda sav insan, karşı-sav konumdur. Farklı ögelerin karşılaştığı bir diyalektik yöntem sözkonusu. Bu tabi ki bir yaklaşım. Ancak Nuri Pakdil’in oyunlardaki söylemini böyle formel bir kalıba sokmanın doğruluğundan da kuşkuluyum. Ne var ki, burada amaçlanan bir nokta var bence. O da şu: Oyunlardaki ülküsel tipler konumu ve o konumla yaratılış amacı açısından uyuşmayan ne var ki, sıkıntı ve tedirginlik içinde de olsa böylece varlıklarını sürükleyip duran insan faktörünü ışığa doğru çekerek konum-insan uyuşmasını sağlayacaktır. Konum insanın doğallığı ve öz nitelikleriyle uyum içine girecek, insan kendi kendisiyle barışık hale gelecek ve insanın kendi yaşama koşullarıyla düşütüğü çatışma ve gayri insanilik ortadan kalkacaktır.

Her yazarın, düşünürün düşüncesi doğrultusunda böyle bir amacı da yok mudur. Vardır kuşkusuz.

Her oyun kendi içinde aynı yöntemi izler. Ama oyunları yanyana getirdiğimizde sözkonusu yöntemin oyunlar arasında da olduğunu göreceğiz. Umut bir araştırma, soruşturma, insanın konumunun saptanmasıdır. Umutta suçlu saptanır, korkuda tutuklanır, put yapımevlerinde yargılanır ve kalbimin üstünde bir avuç güneş te hücreye atılır. Görülüyor ki belli bir süreci izliyor.

Hücrenin duvarlarını eritecek bir ısı kazanabilecek mi insan? Onuruna uygun kuşulları getirebilecek mi? Bu insana bağlı, insanın istek gösterip istencini kullanabilmesine bağlı: Tanrıyı yeniden algılamasına bağlı. Oyunun kahramanlarını da ayakta tutan yalnızca tanrı inancı değil mi?

Nuri Pakdil’de trajik ve reel olan birbirinden o kadar ayrıdır ki kimi zaman fondaki o zifiri olumsuzluklar tablosu üstüne eklenmiş beyaz ışıklar sanırsınız oyuncuları. Ya da fon, oyuncuların arkasına monte edilmiş sanırsınız. Oysa, bilinç kesin kararlı, ksin tavırlı olmayı gerektirmez mi? Öyle, gerektirir. Nuri Pakdil oyunlarınlarındaki kahramanlar da bilinçle ve kesin seçimle bakışları o adlandırdığımız, ülküsel gerçekçiliğe uygun olarak tavır gösterirler. Adeta, evet zifiri bir olumsuzluk ortamında yaşıyoruz, ancak tavırlarımızı varoluşumuzla bize bahşedilen o ebedi ışığa göre sergilemeliyiz, kendimizi ortaya koyarsak bizim gerçeğimiz karşısında reel olanın üstesinden geliriz demek isterler.

Bu bilinçle kahramanlar, ağlamadan, yakınmadan, bunalıma ve yorgunluğa düşmeden bilinç kamçılarıyla uyarır birbirlerini. Bu evrensel insan sorunsalını aralarında ağırbaşlı ve duru bir dünya görüşüyle tartışırlar. Nuri Pakdil de kişiler modern tiyatronun önemli temsilcilerinden olan varoluşcu ve uyumsuz tiyatro insan tipleri gibi gri bir tabaka üzerinde yönünü yitirmiş, nereye gideceğini bilmeyen hatta gideceği bir yönü bile olmayan itilmiş terkedilmiş yalnızlaşan iletişimsizleşen ve giderek cismi bile ortadan kalkıp bir çöp bidonunun içinde sese dönüşen zavallı tiplere benzemez. Nuri Pakdil’in tipleri insan olma onurunu üzerinde taşıyan bu yönde savaşım veren kimselerdir. Hastalık belirgindir. Hastalığın tanısı yapılmıştır. Yol bellidir. Ancak yolu tıkayan ve insanı sürekli tüketen engeller vardır.

İnsanlar arasındaki mesafe buzullaşmıştır. Bu buzulu çözecek sevgi ve kulluk bilinci insanlara yeniden ulaştırılmalıdır. İşte Nuri Pakdil’in kitaplaşmış oyunlarındaki sorgulama, yargılama, tutuklama ve hücreye atılma biçiminde süren fiziki değil ruhsal serüven o zifiri fonla biliçli insan tipi arasındaki kopmaz bağı da oluşturuyor. İnsanlar bireysel değildir. Telaşlı olmamalarını düşünce dünyalarına olan güvenine akıp giden zamana karşı yarışı yitirmeme kaygısı taşımalarına bağlamak gerekir. Bir konuya ve olay örgüsüne bağlı olmadan insanın çağdaş konumuyla hesaplaşmanın sergilendiği bu oyunlardaki insan tiplerini kimi zaman kendi kendine konuşan kahramanlara benzetebiliriz. Ancak ülküsel olan reel olanın daima önündedir. Nuri Pakdil’in yukarıda andığımız cümlesindeki ‘bulamaç’, içinden, bizzat içinden insanlara seslenmek sanırım çok zor olsa gerek. Zira böyle bir ortamda ses de kaynayıp gider. Bu durum Nuri Pakdil’i yeni söylemlere götürür. Oyunlara ve diyaloglara sık sık susmaları kor. Susmalar, artık neredeyse sözün anlamını yitirdiği, iletişime diyalektik sürecin karşısındaki oyuncuyu da içine alacak biçimde tamamlamasına da yardımcı olur. Nuri Pakdil ışığı ‘bulamaç’ın dışına çıkarıp uzaktan veriyor ve insanları bu ışığın peşine düşmeye çağırıyor. Çünkü karanlık bir ortama ışık verildiği zaman insanlar heryer aydınlık sanır. Oysa karanlık bir ortamın uzağında yanan bir ışık her zaman dikkat çekicidir.

Çoban Yıldızı gibi.

Nuri Pakdil’in oyunlarında insanlar yalnız değildir. Modern tiyatronun terkedilmiş insanına karşın Nuri Pakdil’de insanlar daima bir üst bilinç tarafından da aydınlatılır, denetlenir ve yönlendirilir. Çünkü insanoğlu yaratılışından bu yana sürekli yaratılış amacı düğrultusundan sapma göstermiş buna karşılık da sürekli uyarıcılar, yol göstericiler, önderler tarafından aydınlatılmıştır. Yaşadığımız bu karmaşık çağda insanın önünde öylesine tuzaklar var ki! Bu tuzakları aşabilmek için daima bir üst bilince gereksinimimiz var. Nuri Pakdil’in oyunlarında bu vurgu çok belirgin olarak karşımıza çıkar. Bu üst bilinç bir ermiş gibi sürekli oyun kahramanlarının bir adım önünde yürür.

Umut oyununda Bay ve Bayan’ın o aydınlık bilincine karşın daha genel daha derinlikli bir tip çizgisinde ‘Soruşturmacı’yı görürüz. Korku’da ‘Yorumcu’, Put Yapımevleri’nde ‘Beyaz Usta’, ‘Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş’te ‘Tanık’ oyuncuların insanı, belki sıradan ortamına sıradışı, mistik bir çizgi getirir. Bu çizgi oyun kahramanlarının kafalarındaki bulanıklığı da aydınlatan netleştiren bir çizgidir. Oyunlardaki bu oluşumu nesnel bir bakışaçısıyla değerlendirdiğimizde aslında çok doğal ve çok da dünyevi olduğunu göreceğiz. Çünkü en basitinden bir birlik, bir toplumsal harekette bile hep bir öncü kişi bir üst bilincin varlığını göreceğiz. Bu durum batı insanının varoluşcu ve uyumsuz tiyatroda belirginleşen iletişimsizlik duygusuyla yapayalnız kalışının trajik görüntüsüne bir müslümanın sonsuz güveniyle, sahiplenilmiş, değerli ve anlamlı oluşu biçiminde çarpıcı ve anlamlı bir yanıttır da. İnsan inanıyorsa kendisini tutan bir el daima vardır ve insan yaratılmışların en şereflisidir. Bu güven duygusu yaşama bakışı çok kalın çizgilerle batı insanından ayırmaktadır.

Nuri Pakdil’in oyunları bütün bu yaklaşımları gözönüne aldığımızda, Türk tiyatro geleneği içinde, çağdaş yaklaşımlarıyla, mekan anlayışıyla, repliklerle, ışıkla, müzikle, evrensel söylemiyle çok farklı ve özgün birer köşe taşı olarak anlaşılacağı günleri beklemektedir.

 

 

TecnoWeb EDY © 2002 - 2016 Hata Bildirin | Yasal Uyarılar | eMail Kayıt | Mobil Cihazda Aç +90 532   291 7896